Ara
  • Kılıç Çaylı & Partners

“Şeref ve İtibar Hakkı”nın İhlali İddiası ve Anayasa Mahkemesi Görüşleri



Şeref ve İtibar(Haysiyet) Hakkı nedir?


Anayasa’nın 5. Maddesinde “Devletin temel amaç ve ödevleri” başlığı altında düzenlenen “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu pozitif yükümlülük bağlamında Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı düzenlenmiştir[1] ve şeref ve itibar hakkı Anayasa’nın 5. ve 17. Fıkraları ile koruma altına alınmıştır.

Şeref ve İtibar hakkı hangi durumlarda ihlal edilmiş olunur?


Şeref ve itibar hakkı yüz yüze, , internet vasıtasıyla, belli sosyal hesaplar ve platformlar ile, yayımlanan eserler ile televizyon veya radyo yolu ile, gazeteler yani basın ve yayın vasıtasıyla ihlal edilebilir.


Kişi hakkında yanlış bilgilerin verilmesi, iftiraya uğraması, hakaret edilmesi veya özel hakkın gizliliğine giren hususların paylaşılması ile şeref ve itibar hakkının ihlali gerçekleştirilebilmektedir.


Ancak Anayasa Mahkemesi, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirilerin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamaktadır.[2]


Anayasa Mahkemesinin şeref ve itibarın ihlalinin olmadığı yönünde vermiş olduğu kararlardaki gerekçe demokratik toplum düzeninin bir gereği olarak ifade özgürlüğü yer almaktadır. Anayasa mahkemesi Anayasanın 17.maddesindeki şeref ve itibar hakkı ile Anayasanın 26.maddesindeki ifade özgürlüğünü çatışan haklar olarak nitelendirmiştir. Bu yüzden de şeref ve itibar hakkının ihlalinde, şeref ve itibar hakkının ihlalinin ifade özgürlüğü hakkından daha çok ihlal edilerek zarara uğranıldığı belirtilmelidir.


Anayasa mahkemesi verdiği çoğu kararda şeref ve itibar hakkı ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi oluşturabilmek için bazı kriterler belirlemiştir bunlar; başvuru konusu ifadelerde kamu yararı bulunup bulunmadığı ve ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı, başvuru konusu ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ve ilgili kişinin önceki davranışları, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı kriterleri belirlenmiştir.


Şeref ve itibarın ihlali konusunda bireysel başvuruda bulunulacaksa, bu kriterlerin varlığının şeref ve haysiyet hakkını daha çok ihlal ettiği yönde açıklanması gerekmektedir. Çünkü Anayasa mahkemesi şeref ve itibar hakkının ihlal edilip edilmediğini edildiyse de ifade özgürlüğü hakkına girip girmediğini yukarda sayılan kriterlere göre değerlendirmektedir.


Sonuç olarak şeref ve itibar hakkının zarar gördüğü iddiası ile kanun yolları tüketildikten sonra, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilir.


Anayasa Mahkemesinin şeref ve itibar hakkının ihlali ile başvurulan çoğu kararında ihlalin oluşmadığına, somut durumun ifade özgürlüğüne girdiğine karar vermiştir. Bu yüzden başvuran kişi, şeref ve itibar hakkının ihlali iddiasında bulunurken başta bu iddianın güncelliğine, kişiselliğine ve kişiyi doğrudan etkilediğini ortaya koymalıdır. İkinci olarak da, şeref ve itibarının, ifade özgürlüğü hakkından daha çok ihlal edilerek zarara uğranıldığını, yukarıda Anayasa Mahkemesince sayılan kriterler bakımından kanıtlanması gerekmektedir.



Işıl Kılıç




[1] YILDIRIM, Canberk. (2019), “Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Kapsamında Unutulma Hakkı” İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 93, Eylül-Ekim 2019, s.60. [2] Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014

220 görüntüleme0 yorum