Ara
  • Kılıç Çaylı & Partners

Startup Hukuku: Bilgisayar Programlarında Fikri Mülkiyet


Günümüzde Avrupa Birliği hukukunda bilgisayar programlarının korunması, 2009 tarihli hala yürürlükte olan Bilgisayar Programlarının Hukuki Korumasına Dair Yönerge ile sağlanmaktadır. Türk hukukunda bilgisayar programlarının korunması hususu 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (FSEK) bulunan düzenlemeler ile sağlanmaktadır. Bu çerçevede ilgili düzenlemeleri haklar ve hakların korunmasında hukuki yollar olarak iki başlık altında olmak üzere, bilgisayar programlarının eser niteliğine ilişkin verilmiş bir mahkeme kararı ile birlikte aktaracağız.


1. Bilgisayar Programlarında Eser Sahibinin Fikri Hakları

FSEK 13. maddesi eser sahibine ait hakları, maddi haklar ve manevi haklar olarak iki ana gruba ayırmış ve devam eden maddelerde ilgili haklara ait düzenlemeler yapılmıştır. Bu haklardan kısaca bahsetmek gerekirse:

  • Bilgisayar programcısının manevi hakları, programı kamuya sunma hakkı, programda sahibinin adını belirleme hakkı ve programda değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı olarak 3 başlık altında sayılmaktadır. Kural olarak manevi haklar devri ve miras yolu ile geçişi mümkün olmayan haklardandır. Fakat bu hakların kullanımlarının devri ve miras yolu ile geçişi mümkün olabilmektedir.[1]

  • Bilgisayar programı sahibinin mali hakları ise, sahibine tanınmış programı parasal açıdan kazançlı hale dönüştürmeye yönelik mutlak ve tekelci nitelikteki haklar olarak tanımlanabilir.[2] Mali haklar ise işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve kamuya iletim hakkı olarak sayılmıştır. Ancak işleme faaliyeti şahsi kullanım amacıyla yapılmış ve bu hali ile alenileştirilmediği sürece işleme faaliyeti için asıl program sahibinden izin alınması gerekmemektedir.

2. Bilgisayar Programlarında Eser Sahibinin Haklarının Korunmasında Hukuki Yollar

Program sahibinin haklarının ihlâli durumunda, bir taraftan eser sahibinin ihlâl nedeniyle uğradığı zararının giderilmesine ya da hukuka aykırı durumun sona erdirilmesine yönelik hukukî imkanlar tanınmış iken diğer taraftan, hakların belli şekillerde ihlâli eylemleri ceza hukuku anlamında suç sayılmaktadır.[3] Eser sahibinin haklarının ihlali neticesinde başvurabileceği yollar FSEK ile hukuk ve ceza davaları olmak üzere 2 başlığa ayrılmış, kanunun 66 ile 73. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

  • Tecavüzün Ref’i Davası

Tecavüzün ref’i davası, başlamış ve devam etmekte olan bir tecavüz fiili nedeniyle ve uğranılması muhtemel olan zararların önlenmesi amacıyla açılır. Tecavüzün sona ermiş olması halinde artık tecavüzün ref’i davasının amacı ortadan kalkacak ve bunun yerine yalnız tazminat davası açılabilecektir.[4]

  • Tecavüzün Men’i Davası

Tecavüzün önlenmesi (men’i) davası, eserden doğan malî ve manevî haklara karşı gerçekleşmesi muhtemel bir tecavüzün önlenmesi amacıyla açılabilecek bir davadır. Bu dava ayrıca, gerçeklemiş bir tecavüzün devam etmesinin ya da tekrarlanmasının muhtemel olduğu durumlarda da açılabilmektedir.[5]

  • Tazminat Davası

Bir eserden doğan hakların hukuka aykırı biçimde ihlâli nedeniyle meydana gelecek zararın giderilmesine yönelik açılacak tazminat davalarıyla, eser sahibi veya haleflerinin hakkın ihlâli nedeniyle malvarlıklarında yahut maruz kaldıkları manevî zararların giderilmesi amaçlanmaktadır.[6]

  • Ceza Davaları

FSEK ile belirlenmiş olan manevi ve mali haklara, özel hukuk davalarının yanında ceza davaları ile de korunma imkanı sağlanmıştır. FSEK m. 71’ deki kanun ile tanınmış olan hakların ihlal durumu düzenlenmiş olup, ihlalden zarar gören eser sahibinin şikayeti üzerine hapis ya da para cezasına hükmedileceği düzenlemesi mevcuttur. FSEK m. 72’ de ise bilgisayar programlarının hukuka aykırı olarak çoğaltılmasını önleyici ilave programları etkisiz hale getirmeye yönelik eylemlere ilişkin düzenleme yapılmış olup, yine ilgilinin şikayeti ile hapis cezasına hükmedilebileceği düzenlenmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 08.01.2020 tarihli 2019/1901 E. 2020/174 K. sayılı kararı fikri hak ihlali ve haksız rekabetin tespiti ile maddi/manevi tazminat istemine ilişkindir.


Olayda Davacı, eser niteliğindeki "A1" isimli sağlık sektörü bilgi sistemlerine ilişkin bilgisayar programının sahibi bulunduğunu, bu programın davacının yanı sıra, davalı tarafından satıldığını, davalı tarafından satılan bu programın kurulumu ile cihazlara entegrasyonu ve personele gerekli eğitimin davacı tarafından verildiğini, programın kurulu olduğu sürece gerekli destek hizmetinin de verildiğini, ancak davalının bir süre sonra davacıya ait bilgisayar programını satmaktan vazgeçip, anılan bilgisayar programını kopyalayarak oluşturduğu ''B1'' isimli yazılımını sattığını, bunun mahkeme kanalıyla yaptırdıkları tespitle sabit olduğunu, davalının daha önce davacının programının kurulu olduğu 39 yerden bu programı kaldırarak kendi programını kurduğunu ileri sürmüştür. Davalı, dava konusu "B1" yazılım programı ile "A1" programının kaynak ve amaç kodlarının farklı olduğunu, niteliği itibariyle yaratıcı bir fikri çalışma ürünü olmayan ve kullanıcı ile program arasında iletişimi sağlayan algoritma ve ara yüzün fikri ve sınai haklar açısından korunmadığını, davacının zararı olmadığını savunmasını ileri sürmüştür.


Mahkeme ise daha önce verilen bozma kararına uyarak ait "A1" ve davalıya ait "B1" isimli yazılımların grafik ara yüzünün fonksiyonelliğinin müşteri deneyimi açısından, geliştirildikleri zaman aralığında sağladıkları veya sundukları faydalar bakımından yazılım sektöründeki diğer ürünlerden farklılaşma sağlamadığı, ayrıca entelektüel emek ve çaba gerektirecek pazardaki diğer ürünlerin yapamadığı herhangi bir özelliği sunmadığı, (özgün olmadığı) ve teknik açıdan eser niteliğinde olmadığı, keza, her iki yazılımdaki kısmi benzerliklerin teknik sınırlar içerisinde kaldığı, davalı kullanımının FSEK 84. maddesi kapsamında haksız rekabet olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar ise ilgili Yargıtay Dairesi tarafından onanmıştır.


Somut durumda, bir bilgisayar programının belli özelliklerinin kopyalanması durumu olup bu kapsamda FSEK tarafından korunan manevi ve mali haklara ilişkin tazminat isteminde bulunulmuştur. Ancak mahkeme kararında, söz konusu hakların korunması için kopyalanan yazılımın sektörde bulunan yazılımlardan farklı olması gerektiği, pazarda bulunan diğer yazılımlara göre farklı özellikler sunması gerektiği hususlarını belirtmiştir. Netice itibariyle bu hususları karşılamayan yazılımın teknik açıdan eser niteliği taşımayacağı Yüksek Mahkeme kararı ile sabit hale gelmiştir.



Tahir Eren Değer



[1] Şuayip İÇLİ - Fikri Mülkiyet Hukukunda Bilgisayar Programlarının Korunması (2019) s. 46 [2] Aysun ALTUNKAYNAK - Bilgisayar Yazılımlarının ve İş Metotlarının Patentlenebilirliği (2003) s. 36 [3] Şener DALYAN - Bilgisayar Programlarının Fikrî Hukukta Korunması (2008) s.340 [4] Emine Sena YAZICI - Bilgisayar Programlarının Fikri Mülkiyet Hukuku Çerçevesinde Korunması (2019) s.115 [5] Şener DALYAN - Bilgisayar Programlarının Fikrî Hukukta Korunması (2008) s.272 [6] Şener DALYAN - Bilgisayar Programlarının Fikrî Hukukta Korunması (2008) s.274

83 görüntüleme0 yorum
Hukukta güncel gelişmelerden haberdar olmak için blog ve bültenlerimize kayıt olabilirsiniz: