Ara
  • Kılıç Çaylı & Partners

İş Ortaklığında (Adi Ortaklıkta) Davada Temsil ve Borçtan Sorumluluk



1. İş Ortaklığının Hukuki Niteliği ve Zorunlu Dava Arkadaşlığı


İş ortaklıklarının veya ortak girişimlerin hukuki niteliği Türk Borçlar Kanunu (’’TBK’’) kapsamında düzenlenmiş olan adi ortaklık olup birbirinden ekonomik ve hukuki yönden bağımsız birden fazla gerçek veya tüzel kişinin bir sözleşme bağı çerçevesinde bir araya gelmesi ile oluşan ilişki olarak adlandırılmaktadır. Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklığa karşı açılacak davalarda adi ortaklığın taraf ehliyetinden bahsedilemeyeceğinden, adi ortaklığı oluşturan ortakların davaya taraf olması, uyuşmazlık konusu olan hak ve hukuki ilişki gereği birlikte hareket edilmesi zorunlu olan veya zorunlu olmamakla beraber birlikte hareket edilmesi mümkün olan haller; yani mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığından bahsedilecektir.


  • Adi ortaklığa karşı açılacak davaların konusunu elbirliği ile mülkiyet hakkının oluşturduğu hallerde davanın TBK 638/1 maddesi uyarınca, ortaklar, ortak mal üzerinde idare ve tasarruf yetkisine birlikte sahip olduklarından aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan tüm ortaklara karşı açılması gerekmektedir.

  • Davanın konusunun para alacağı olması halinde ise ortaklardan her biri müteselsilen (aksi ortaklarca kararlaştırılmamışsa) sorumlu olacak; alacaklı alacağın ifası için müteselsil borçlulardan birini veya birkaçını tercih edebilecektir. Alacaklının borçlulardan dilediğine yönelebildiği bu durumda ise ortaklar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan söz edilir. Bu hususta aşağıda, adi ortaklığın temsilinden bahsedilecektir.

Öncelikle adi ortaklığın taraf ehliyetinin bulunmaması ve her bir ortağın davaya taraf olması gerekliliğine ilişkin olarak; Yargıtay 22.Hukuk Dairesi’nde görülen bir davada davacı, iş sözleşmesinin haksız şekilde iş ortaklığı işverence feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının tahsilini talep etmiştir. Dosyayı inceleyen 22. Hukuk Dairesi “İş ortaklığının ayrı bir tüzel kişiliği bulunmayıp, ortaklığı oluşturan şirketler tüzel kişiliklerini koruduğundan, dava dilekçesinin ayrı ayrı iş ortaklığını oluşturan şirketlere tebliğ edilmesi ve taraf teşkilinin usulüne uygun olarak sağlanması gerekir.”[1] şeklinde karar vererek taraf teşkili usulüne uygun olarak sağlanmadan işin esasına girilmesini hatalı bulup kararı bozmuştur. Yine 22. Hukuk Dairesi benzer bir olayda “adi ortaklığı oluşturan şirketlere dava dilekçesi ayrı ayrı tebliğ edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamanın sonuçlandırılması ve kararda ortak girişimi oluşturan şirketlerin her birinin ayrı ayrı gösterilmesi gerektiğine” dair bir değerlendirme yapmıştır. Anılan yargı kararlarından da anlaşılacağı üzere yüksek mahkeme adi ortaklık şeklinde kurulan iş ortaklıklarına karşı dava açılırken; ortaklığın kendisine ait bir tüzel kişiliği bulunmadığı için, ortaklığa dahil olan tüm gerçek kişi ve tüzel kişiliklerin de taraf olarak gösterilmesi gerektiği görüşündedir. Bu noktada ise mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığı açısından değerlendirme yapılmalıdır.


İş hukukuna ilişkin davalar özelinde bakıldığında; adi ortaklığın her ortağının davanın tarafı olarak gösterilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. İş Kanunu madde 2’ye göre tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren niteliğini haizdir. Dolayısıyla adi ortaklığın da işveren sıfatı bulunmaktadır. Olası bir iş hukuku uyuşmazlığında, işçi tarafından işverene açılacak davada, işveren adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından adi ortaklığı oluşturan ortaklara davanın yöneltilmesi gerekecektir. Burada ortakların mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır.


Adi ortalığı oluşturan ortakların ihtiyari dava arkadaşı olması durumunda adi ortaklığın temsilinden ve sorumluluğundan bahsetmek gerekmektedir. TBK 638 maddesinde müteselsil sorumlulukla ilgili hükümde ‘’...aksi kararlaştırılmamışsa müteselsil sorumlu olur.’’ İfadesi yer almaktadır. Burada ortakların her bir somut sözleşme ilişkisi içinde karşı tarafla varacağı mutabakat çerçevesinde müteselsil sorumluluğunun bulunabilmesi ifade edilmiştir. TBK 637’ye göre ortaklardan biri kendi adına ve ortaklık hesabına üçüncü kişi ile yapacağı işlemde bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olacak, diğer ortakların sorumluluğu alacağın temliki/borcun nakli işlemlerinin yapılması halinde gündeme gelebilecektir. Ancak ortaklardan biri, ortaklık ve bütün ortaklar adına üçüncü kişi ile işlem yaparsa; diğer ortaklar ancak bu temsile ilişkin ortaklık sözleşmesindeki hükümler uyarınca üçüncü kişinin alacaklısı ve borçlusu olurlar. Burada önemli olan; ortakların kararı ile temsile yetkili kılınan ve işlemi yapan ortağın, temsil yetkisi sınırları içinde ortaklık adına işlem yapmış olup olmamasıdır.


Örneğin ortaklık adına işlem yaparak çek keşide eden ortağın, yapmış olduğu bu işlemle diğer ortakları sorumluluklarının doğması işlemi yapan ortağın bu hususta ortaklık sözleşmesi ile yetkili kılınmasına bağlıdır. Çek keşide edilmesi kendisine verilen yetkiyi aşıyorsa burada yalnızca işlemi yapan ortağın sorumluluğundan bahsedilecektir. (TBK 637/2)


Ortakların tek başına yapmış olduğu işlemler ile diğer ortakların bağlılığı ortaklık sözleşmesindeki hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu durumda üçüncü kişilerle yapılan işlemler neticesinde TBK 638/3 gereği aksi kararlaştırılmamışsa borçlarından müteselsilen sorumluluğu kabul edilen ortakların tamamına başvurulabileceği gibi birkaçına da başvurma imkanı bulunmaktadır. Burada ise olası bir dava halinde adi ortakların ihtiyari dava arkadaşlığından bahsedilebilecektir. Adi ortaklığı oluşturan tüzel kişilerin dava arkadaşlığına ilişkin olarak Yargıtay 15. Hukuk Dairesi bir kararında ise ‘’Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan bir, bazıları ya da tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir.’’[2] şeklinde belirtilmiştir.


2. Arabuluculuk Aşamasında Zorunlu Dava Arkadaşlığı


Taraf ehliyeti hususu dava açma ve takip aşamasında olduğu gibi arabuluculuk aşamasında da oldukça önem arz etmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesindeki düzenleme uyarınca iş hukukundan doğan uyuşmazlıklarda dava yoluna başvurmadan önce arabuluculuğa gidilmesi zorunlu kılınmıştır. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması halinde dava şartının yerine getirilmemesi nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gündeme gelecektir.


Bu kapsamda konusu işe iade istemi olan bir davada Diyarbakır Bölge Adiye Mahkemesi “…adi ortaklığı oluşturan tüm şirketler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmakta olup, tüm adi ortakların katılımı ile arabuluculuk sürecinin yürütülmesi” gerektiğini belirterek dava şartı yokluğundan ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasına karar vermiş olup söz konusu karar bu hususta emsal teşkil etmektedir.[3] Anılan kararda yargılama esnasında diğer davalı ortağın arabuluculuk sürecine katılmayıp yargılamaya dahil edilerek sonuca gidilmesinin mümkün olmadığı önemle vurgulanmıştır.


Zorunlu arabuluculuk dava şartı niteliğinde olup davanın her safhasında gözetilmesi gereken bir husustur. İstinaf mahkemesi kararından da anlaşılacağı üzere iş ortaklığında mecburi dava arkadaşlığı söz konusu olduğu hallerde arabuluculuk aşamasında da bu hususun gözetilmesi gerekmektedir.


3. İş Ortaklığına Karşı Yürütülen İcra Takiplerinde Müteselsil Sorumluluk


TBK’nın 638. maddesinin 2. fıkrasında düzenlendiği üzere adi ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlenilen borçlardan aksi kararlaştırılmamışsa ortaklar müteselsilen sorumlu olmaktadırlar. Müteselsil sorumluluğun hukuki niteliği kapsamında, alacaklı borcun tamamının veya bir kısmının ifasını; dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden veya birkaçından talep edebilir. Ancak adi ortaklığın nitelik itibariyle tüzel kişiliği bulunmadığından adi ortaklığa karşı herhangi bir alacak talebi ile takip başlatılmak istendiği takdirde adi ortaklığı oluşturan tüm ortakların borçlu taraf olarak gösterilmesi ve her bir ortağa ayrı tebligat yapılması esastır.


Konuya ilişkin Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 17.10.2018 tarihli 2018/4436 E. 2018/10034 K. sayılı kararında “Takibe dayanak ilamın incelenmesinde borçlu adi ortaklık olup; takip talebinde adi ortaklık gösterildikten sonra alt kısımda adi ortaklığı oluşturan ortakların borçlu olarak gösterilmesi gerekmektedir. Aksi halde geçerli bir takipten söz edilemez.” şeklinde belirtilerek adi ortaklık aleyhine yürütülen ilamlı icra takibinde ortaklardan her birinin takipte yer almasının müteselsil sorumluluk açısından zorunlu olduğu önemle vurgulanmıştır.


Yine Yargıtay 12. Dairesi benzer bir kararında “Takipte adi ortaklık adına tek bir ödeme emri çıkarılmış olup, adi ortaklığı oluşturan şirketler adına ayrı ayrı çıkarılmış ve tebliğ edilmiş bir ödeme emri yoktur. Borçlar Kanunu`nun 520. maddesine göre adi ortaklığın hükmi şahsiyeti bulunmadığından taraf ehliyeti yoktur. Taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınmalıdır. Öte yandan yasanın emredici kuralından kaynaklanan ve bir hakkın yerine getirilmesi ile ilgili bulunan bu husus hakkında İİK`nın 16/2. maddesi gereğince süresiz şikayet hakkı da vardır. Dolayısıyla yukarıda belirtildiği şekilde adi ortaklık adına çıkarılan ödeme emrinin hukuken geçerliliği bulunmamaktadır.” [4] şeklinde belirtilerek adi ortaklığa karşı başlatılacak icra takiplerinde ödeme veya icra emrine borçlu olarak her ortağın ayrı ayrı unvanının/isminin yazılmasının ve tebligatların her ortağa ayrı şekilde tebliğ edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.


Yargıtay’a göre adi ortaklığın tüm ortaklarına karşı başlatılmayan bir icra takibine karşı her bir ortağın İİK madde 16 gereği şikayet hakkı bulunmakta olup kanunun emredici hükümlerine aykırı şekilde başlatılmış takip için İİK madde 16/2 kapsamında şikayet süreye tabi tutulmamıştır. Bu durumda usul ve yasaya uygun olmayan bir icra takibi ile karşılaşan ortak, söz konusu takibe ilişkin için süresiz şikayet yoluna gidebilecektir.


SONUÇ: Adi ortaklık niteliğinde faaliyet gösteren iş ortaklıkları açısından iş davalarında mecburi dava arkadaşlığı esası geçerlidir. İş ortaklığını oluşturan tüm ortakların yargılamanın her aşamasında olduğu gibi arabuluculuk aşamasına da katılması gerekmektedir. İş ortaklığına karşı başlatılan icra takibinde ödeme emri veya icra emrinin tüm ortaklar için ayrı ayrı düzenlenerek tebliğ edilmesi zorunludur. Aksi takdirde ödeme veya icra emrinin muhatabı ortak veya ortaklar için süresiz şikayet yolunun açık olduğunu hatırlatırız.



Av. Belemir GENCAL DOĞANÖZ

Başak GÜLER





[1] Yargıtay 22.Hukuk Dairesi 10.02.2015 tarih ve 2013/30756 E ve 2015/4327 K sayılı kararı [2] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 1.11.2019 tarih ve 2019/534 E. 2019/4285 K. Sayılı ilamı [3] Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7.HD 08.0.2020 gün ve 2019/145 Esas, 2020/7 Karar sayılı emsal kararına göre adi ortaklığı oluşturan tüm şirketler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmakta olup, tüm adi ortakların katılımı ile arabuluculuk sürecinin yürütülmesi gerekmektedir. [4] Yargıtay 12. HD 17.9.2012 tarih ve 2012/8791 E 2012/26616 K sayılı kararı

1,010 görüntüleme0 yorum
Hukukta güncel gelişmelerden haberdar olmak için blog ve bültenlerimize kayıt olabilirsiniz: