Ara
  • Kılıç Çaylı & Partners

Alacaklardan “Feragat” Konusuna, “Gabin” Yönünden Bakış



1. Türk Borçlar Kanunu’nda Tanımlanmış Olan, Aşırı Yararlanma (Gabin) Nedir?

Aşırı yararlanma, Türk Borçlar Kanunu 28. Maddesinde yer alan bir kavramdır. Kurulan sözleşme süreci içinde, taraflardan herhangi birinin aleyhine ağır oransızlık durumunun oluşmasıdır. Hukuki niteliği bakımından Türk Hukukunda ağırlıklı görüş uyarınca aşırı yararlanma sözleşme özgürlüğünü kısıtlayan bir kavram olarak anılmış ve bu yönde kabul görmüştür. Bu nedenle sözleşmenin kurucu unsurlarına etki eden bir hukuki nitelik taşımaktadır.[1]

Aşırı yararlanma sözleşmenin imzalandığı anda gerçekleşebileceği gibi, sözleşmenin süreci içinde de gerçekleşebilir. Aşırı yararlanmanın vuku bulabilmesi için aşağıdaki şartların sözleşme ilişkisi içerisinde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Hukuk Genel Kurulu Kararında aşırı yararlanma için şu ifadeler belirtilmiştir; “Aşırı yararlanma, dar ve zor durumda kalmalarından ötürü sözleşme yapmaya sürüklenmiş olan kişileri korumak ve zayıfı güçlüye ezdirmemek için daha çok sosyal amaçlarla kabul edilmiş bir müessesedir”[2]

2. Tacir Kişi İçin Aşırı Yararlanmanın Şartları

Tacirlerin ticari işleri kapsamında taraf olduğu sözleşmelerde de aşırı yararlanma meydana gelebilir. Ancak tacirler aşırı yararlanmanın deneyimsizlik ve düşüncesizlik sebeplerine dayanamazlar. Yalnızca zor durumda kalma haline dayanabilirler ve her halükârda basiretli tacir ilkesi kapsamında bir değerlendirme yapılması gerekir.

Açık Oransızlık Şartı

Aşırı yararlanmanın başlıca unsuru, edimler arasındaki açık oransızlıktır. Oransızlık belirlenirken tarafların fiilen yerine getirdikleri değil, taahhüt ettikleri değerleri esas alınır. Yargıtay bazı kararlarında edimler arasında %25’in üzerindeki farkı açık oransızlık olarak kabul etmektedir.[3]

Zor Durumda Kalma Şartı

Zor durumda bulunma, kişinin bu ağır koşulları, içinde bulunduğu çaresizlik nedeniyle kabul etmesini ifade eder. Kişinin bu zor durumdan kurtulabilmesi için, ağır koşulları kabul etmekten başka çaresi olmamalıdır.[4]

“Zarar görenin borçlu olması, icra takibine maruz kalması, ekonomik açıdan kötü durumda bulunması” zorda kalmanın kabulü için yeterli değildir. Zor durumda kalma hali belli unsurlar ile sınırlandırılmamıştır. Somut olayın bütün şartları nazara alınmalıdır. Gerçek kişiler gibi tüzel kişiler, hatta tacirler de zor durumda kalabilirler.[5] Zor durumda kalma hali, zarar görenin kusurundan kaynaklanabileceği gibi kusursuz da olabilir.

Basiretli iş adamı gibi davranma yükümü altında olan tacirin, ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde “düşüncesizliği ya da deneyimsizliği” söz konusu olamayacağından, Borçlar kanununun aşırı yararlanma ilgili hükümlerine dayanması da mümkün değildir. Ancak tacir zor durumda kalma halinde ise, gabin hükümlerine dayanabilir. [6]

Yararlanma Kastının Bulunma Şartı

Aşırı yararlanmanın ikinci önemli sübjektif şartı, taraflardan birinin zarar görenin özel durumunu bilmesi ve bu durumdan yararlanmak istemesidir.

3. Sonuç

Sözleşme özgürlüğünü sınırlayan hallerden olan “aşırı yararlanma” Roma Hukukundan bu yana, belirli bir gaye için varlığını sürdürmektedir. Bu gaye, ekonomik olarak zayıf duruma getirilen sözleşme tarafını korumaktır.

Aşırı yararlanılanın kanunda açıklanan seçimlik hakları, sözleşme ile bağlı olmadığını bildirme hakkı (iptal hakkı) ve edimler arası oransızlığın giderilmesini isteme hakkıdır.[7] Aşırı yararlanma halinde zarar gören durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını karşı tarafa bildirerek ifa etmiş olduğu edimin geri verilmesini, ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 28’inci maddesinin 2’nci fıkrasında iptal beyanı, bir ve beş yıllık sürelerle sınırlandırılmıştır. Bir yıllık kısa sürenin başlangıç tarihi, zor durumda kalma durumunun ortadan kalktığı tarihtir.



Av. Duygu KILIÇ ÇAYLI

Av. Gizem TURAN

Halil Can BENTLİ



[1] Aşırı Yararlanma, Oylum ÖZDEMİR, syf 45, 2019 [2] YGHK, 24.01.1973 T. ve 1971/1-376 E. 24 K. [3] Yargıtay bir Hukuk Genel Kurulu Kararında; “… Hâkim belli bir yüzde nispeti üzerinden karar vermeye zorunlu değilse de bu satış dolayısı ile bir tarafın aşırı fayda sağlarken, öteki tarafın aşırı zarara uğramış olup olmadığının da göz önünde tutulması gerekir. Nizalı taşınmaz malın gerçek değerinin yedi buçuk milyon lira ve satış bedelinin ise 4.000.000 lira olması karşısında bu değer arasındaki oransızlığın aşırı bulunduğu açık olarak görülmektedir.” demiştir; YGHK. 24.01.1973 T. 1971/1-176 E. [4] Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Prof. Dr. Ahmet M. KILIÇOĞLU, syf 209, 2011 [5] Yargıtay bankanın zor durumda kalabileceğini şu kararında açıkça kabul etmiştir. HGK T. 23.06.2004, E. 2004/19-346, K. 2004/374 “Tacir olan banka B.K.’nun 21. maddesinde belirtilen hiffet ve tecrübesizlik hallerine dayanmazsa da müzayaka halinden istifade suretiyle meydana gelen edimler arasında açık bir nispetsizlik bulunan hallerde akdi feshedilebilir.” [6] Tacir ve Tacir Olmanın Hükümleri, Sabih ARKAN, syf 153, 2018 [7] Aşırı Yararlanma, Oylum ÖZDEMİR, syf 100, 2019

215 görüntüleme0 yorum
Hukukta güncel gelişmelerden haberdar olmak için blog ve bültenlerimize kayıt olabilirsiniz: